Üzerini Örttüğü Şeylerin Altında Kalanlar için “Üste” Çıkma Rehberi

Hayatın karmaşıklığı içinde, birçok şeyi göz ardı ettiğimiz gibi, duygularımızı da göz ardı ederiz. Hatta duygularla birlikte, bu duyguların bize nasıl hissettirdiğini de kulak arkası eder ve zaman içerisinde kendimizle temasımızın kesilmesine sebep olan bu davranışın ortaya çıkardığı çeşitli sorunlarla mücadele ederiz. Bu mücadeleye çoğu zaman “yanlış” yere ışık tutma davranışı eşlik edebilir ve çözümü çoğu zaman doğru yerde aramakta, dahası o “doğru” yeri bulmakta zorlanırız. Çoğu zaman dermanını aradığımız dert, mevcut derdin asıl dermanı olur ve hikayenin en başına yani duygulara ışık tutmak anlamlandıramadığımız sorunlarımızı aydınlatabilir. Duyguları göz ardı etmekten devam edecek olursak, esasen bahsetmek istenilen yalnızca duyguları göz ardı etmek değil, belki de benliğimize ait “gizli gündemlerimizi” bastırmakla alakalı bir davranışın mevcut olabileceği ve bunun uzun vadedeki bedelleridir. Elbette ki bu davranışın ortaya çıkmasının hem toplumsal hem bireysel bazı nedenleri vardır.

Kabul Görmeyeceğini Düşünmek

Sosyal destek bir insan için temel ihtiyaç olarak saydığımız beslenme, barınma gibi ihtiyaçlar kadar gereklidir. Fiziken varlığımızı sürdürmemizin yanı sıra, ruhen varlığımızı sürdürülebilir kılan unsurlar arasında sosyal destek faktörü yer alır fakat bu duruma gereğinden fazla önem vermek bazı sorunlara yol açabilir. Sosyal destek ve toplumsal kabulü gereğinden fazla önemseme hali, sürüden ayrılanı kurtun kaptığı düşüncesinde olan kültürlerde yer eden bir davranıştır. Bizler de bazen bu toplumsal desteği görebilmek için kendimizi katılmadığımız düşünce kalıplarına uyarlama girişimlerinde bulunabiliriz. Aslında kendimizin, fikirlerimizin üstünü örter ve adeta “kurt bizi kapmasın” diye olmadığımız bir benliğe bürünürüz. Geliştirilen bu benliğe rol benlik adını verecek olursak, bu rol benlik aslında esas benliğimizin izlerini de taşıyan ikinci bir benliktir. Elbette ki insanlar olarak topluluk halinde yaşayabilmek için bazen uzlaşmaya gitmek gerekir fakat bu durumun ölçülerini kaçırdığımız vakit rol benliğimizin esas benliğimizin yerine geçmesiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu da beraberinde kendini kaybolmuş hissetmek ve kim olduğunu bilmemek gibi durumlara yol açar. Bu duruma sebebiyet vermemek için dış dünyanın sesini biraz kısıp içerinin sesini açmak, zihnimizden neler geçtiğini dinleyip anlamlandırmaya çalışmak ve içimizden gelen bu sesleri bir tek kendimize saklamak yerine belki bazen istişareye açarak kendimizi rol benliğimizin dışında ifade edebileceğimiz alanlarda sosyal olarak var olmak, “faydalı bir konfor alanı” inşa etmeyi ve uzun vadede “kişisel gelişim” dediğimiz hikayeyi baştan yazmayı sağlayacaktır. Bu da daha özgür ve “kendiniz” gibi hissetmenin kapılarını aralayacaktır. Bildiğimiz üzere, Abraham Maslow fiziksel ihtiyaçlardan sonra piramidin en tepesine “Self Actualization:Kendini Gerçekleştirmek” basamağını eklemiştir. Fakat rol benlik dediğimiz benliği gerçekleştirmemiz neredeyse olanaksızdır çünkü aslında olmadığımız sahte bir benliği “gerçek” kılamayız. Bu sebeple, “kendimizi gerçek kılma” ihtiyacımıza en az diğerleri kadar önem vermeyi belki de kendi reçetemize yazmalıyızdır.

 Yüzleşmeye Hazır Olmamak

Bir şeylerin üstünü örtmenin toplumsal olduğu kadar bireysel sebepleri de vardır. Kişisel hayatımızda yaşadığımız deneyimler sonucunda ortaya çıkan bu davranış, sorunları görünür kılmakta zorlanmaktan kaynaklı olabilir. Biraz daha teorik ilerleyecek olursak, bu duruma freudyen psikolojide bastırma savunma mekanizması adı verilir. Bastırma savunma mekanizması, kişinin rahatsız edici bulduğu duygu, düşünce ve anıları bilinç dışına itmesi demektir. Kişi olaylarla arasına bu savunma mekanizması aracılığıyla mesafe koyar ki ona rahatsızlık veren şey her neyse kendisine daha az etki etsin. Bu davranış, kişinin ruh sağlığını korumak için farkında olmadan sergilediği bir davranıştır ve kısa vadede bir rahatlama sağlasa da uzun vadede duygusal sağlığa zarar verecek durumlara yol açabilir.

 Bastırma Savunma Mekanizmasının Uzun Vadede Bedelleri

Bastırma, kişinin rahatsız edici duygularını ve düşüncelerini bilinç dışına itmesini ve bu duyguları “işlememesini” sağlar ve bu mekanizmayı kullanmasına sebep olan durum her neyse onu bastırmak için ekstra enerji harcamak zorunda kalır. Bu da aktif bir çaba gerektireceğinden ötürü kişiye uzun vadede sıkışmış, tükenmiş, yorgun ve kayıp hissettirebilir. Zamanla kendisiyle temasını kesmesine sebep olan bu durum beraberinde kaygı, stres ve bunalım gibi semptomları getirir ve bazı bireylerde psikosomatik belirti dediğimiz boyun ağrısı, migren gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkar. Elbette ki yaşadığımız rahatsız edici deneyimlerle gerçekleştiği an yüzleşmek, çözmek ve devam etmek “yapmamız gereken” bir şey değildir. Herkesin sorunlarla başa çıkma metodolojisi farklıdır ve yoğun sıkıntı hissettiren durumları kabul etmek bazen uzun süreler alır. Bahsedilen psikolojik ve fizyolojik semptomlar, tükenmişlik hissi yazısında bahsettiğimiz gibi kişiye bir şeylerin yolunda gitmediğiyle ilgili verilen “alarmlar”dır. İnsan bedeni ve zihni, bastırma mekanizması gibi davranışlarla bilinç dışına ittiğimiz şeyleri de bilir. Bunu bilen zihin, üzerini örttüğümüz şeylerin altında kalmaya başladığımızda çıkış yolu bulmak için bu alarmları çalar. Bazen bir durumla yüzleşmemek, yüzleşmekten daha çok can yakabilir ve kendimizi korumaya çalışırken daha çok zarar verebiliriz. Kabullenmekte zorlandığımız bir olayla, duyguyla veya geçmişimizle yüzleşmeye başlamak bastırılan duyguları hissetmemiz için alan açacaktır ve bu alanın açılması adını koyamadığımız her türlü “sıkıntılı” hissi – yani alarm diye metaforlaştırdığımız semptomları-  anlamlandırma sürecini başlatacaktır. Psikiyatr Cem Mumcu’nun da dediği gibi “İçimize hapsettiğimiz her duygu içimizi hapseder. Biraz canınızın yanmasına izin verirseniz, canınızın yanması geçecek.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pioner Ajans tarafından tasarlandı.