Varlığını tarih boyunca çeşitli materyaller üzerinden (papirüs, tablet, deri parçaları) sürdüren okuma eylemi; özellikle matbaanın zaman içerisindeki gelişiminin yazılı materyallere ulaşımı kolaylaştırması ve bu sayede okuma eyleminin elit kesimin dışına çıkmaya başlamasıyla yaygınlaşmıştır. Maalesef ki, bu yazıda detaylandıracağımız üzere, hem bireysel hem de toplumsal olarak bizleri oldukça “yolda” tutan bu eylemi yavaş yavaş terk etmeye başladık. Üstelik okumayı, bir tek kitap okumak gibi yüzeysel bir anlayışa indirgeyerek bu konuyla ilgili derinliğimizi de kaybettik. Bu yazıda, bu konuyla ilgili kaybettiğimiz derinliğimize temas ederek okumanın birçok faydasına değinelim.
Okumanın İki Alana Etkisi: Bireysel ve Toplumsal Hayata Katkıları
Bireysel Katkılar
- Çok basit görünen bir eylemin bireysel hayata bu denli katkı yapacağını düşünmek zordur. Yapılan bir araştırmaya göre, birçok kişinin muzdarip olduğu “stres”, kitap okuyarak %68 oranında azalma gösterebiliyor ve empati yeteneğimizi yüksek oranda artırıyor. Stresin zararlarından ve pek çok hastalığa sebep olduğundan sıkça bahsediyoruz fakat empati dediğimizde, nedense bu becerinin gücünü hafife alıyoruz. Aslında kimsenin bizi anlamadığını düşünürken de, trafikte yeşilde ilerlemeyen arabaya korna basarken de, sinirini bize yansıtan birine tepki verirken de bu beceriden ne kadar uzaklaşmış olduğumuzu görebiliyoruz. Empatiden uzaklaşan bir insanın bu örneklerde olduğu gibi sinir ve stresten muzdarip olduğu görülür. Belki de empati, stres ve okumak arasındaki ilişkiye bir de bu açıdan bakmak ilginç olabilir. İkili ilişkilerimiz ve yaşantılarımızdaki sorunlarımız “okumamaktan” kaynaklı olabilir mi dersiniz?
- Okumanın hayal gücünü geliştirmek (burada bir durup Einstein’a atfedilen “Çocuklarınızın zeki olmasını istiyorsanız, onlara masallar okuyun. Daha zeki olmalarını istiyorsanız, onlara daha fazla masal okuyun.” sözünü hatırlamakta fayda var), hatta bir terapi metodu olarak bile kullanılmasına karşın iç dünyamıza ve hayatı algılayışımıza da bazı etkileri vardır. Bilginin bu kadar ulaşılabilir olduğu bir çağda duyduğumuz bir bilgi karşısında şüpheci olmak, her duyduğumuza inanmamak şüphe yok ki çok önemli. Bu konuyla ilgili Ahmet Aydoğan çevirisini yaptığı “Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine” kitabının sunuş kısmında şunlar yazmaktadır: “Okuyan elbette ‘okumak insana ne kazandırır?’ sorusunu bu raddeye düşürmez. Onun okumanın insana kazandırdığından kuşkusu yoktur. O okuyarak hiç olmazsa neyin kuşku doğurucu, neyin kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık, neyin delile muhtaç ve neyin ispattan vareste olduğunu öğrenmiştir, ki bu da az bir şey değildir.”
Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, okuma eylemi hiç olmazsa bile zihnimizde birtakım “etliyi ve sütlüyü” birbirinden ayırmaya yarayan “filtrelerin” oluşmasına katkı sağlar. Bu filtrelerin oluştuğu bir zihni demagojilerle kandırmanın, yalan habere ve cerbezelere inandırmanın ne kadar zor olduğunu bir düşünün!
- Herkesin aynı şekilde konuşmasının yanı sıra, aynı şekilde yaşamaya ve görünmeye başlaması da odadaki fil kadar kaçınılmaz bir gerçek. Okuyan insan, belki de hiç yaşayamayacağı hayatların ve zihinlerin içine girerek birçok olasılığı zihninde deneyimler ve bu sayede kendisinde hiç temas etmediği noktalara temas etme fırsatını yakalar. Bu da, kim olduğuyla ilgili daha derinlikli bir bilgiye ulaşmasına sebep olur. Kendiyle bu derece hemhal olmuş bir kişinin otantikliğinden ödün vermesi pek karşılaşılan bir durum değildir. Bu nedenle, giderek kaybettiğimiz “kendiliğimize” sahip çıkmak okumaktan da geçiyor olabilir.
4. Aynı şekilde konuşan insanlardan sonra, aynı şekilde yaşayanlardan bahsettik. Bunun bir diğer ayağı aynı şekilde algılayan insanlar… Bu durumun harici nedenleri “Amerikanın oyunu!” gibi bir yere bağlamadan üzerine düşünecek kadar önemlidir çünkü algılarımızın tekdüzeleşmesinin gerçekten de bazı küresel nedenleri vardır. Artık kültürlerden değil, tek bir kültürden bahsetmek mümkün hale gelmiştir. Okumanın kişinin üzerinde bıraktığı etkilerden uzunca bahsettik. Bu etkiler şüphesiz ki zaman içerisinde kişinin bir “arayüz” geliştirmesine sebep olacaktır. Yani kişi dünyayı nasıl algıladığıyla ilgili bir “algılama biçimi” geliştirecektir ve otantikliğine bu açıdan da sahip çıkması mümkündür. Dinlerin de bir “hayatı algılayış biçimi” inşa ettiğini düşünürsek, Kur’an’ın ilk vahyedilen ayetinin düşünerek ve anlayarak okumak anlamına gelen “ikra” olması da elbette ki rastgele bir kelime tercihi değildir ve “okuma” işini her açıdan ciddiye alma ve üzerine düşünme konusunda bizim de ne kadar ciddi olmamız gerektiğini gösteren bir çağrı niteliği taşır. Bir dinin işe, toplumsal ve bireysel uyanışa ve yanlış algılardan azade olmaya kişiyi en çok yakınlaştıran okuma eyleminden başlamasına şaşmamak gerektir. Zira bu konulardaki “yanlış algıların” nelere sebep olduğu tarihten günümüze kadar hepimizin malumudur.
Tarih demişken şunu da hatırlatmakta fayda var ki; geçmişi ve şimdiyi okumak geleceği de okumayı sağlayabilir! Meşhur distopya kitabı Cesur Yeni Dünya’da “Geçmişe karşı bir kampanya başlatıldı; müzeler kapatıldı, tarihi anıtlar havaya uçuruldu. Şansımıza çoğu zaten Dokuz Yıl Savaşları’nda yerle bir edilmişti.” diye bir kısım geçer. Çocukları uyandırmamak üzerine kurgulanmış bir toplumun anlatıldığı bir kitapta geçmişin yok edilmesinden talih kuşu gibi bahsedilmesi ilginçtir… Tarihin tekerrür edilişi bazı hataların da tekrarlanması demektir. Bu açıdan okumanın, yapılan hataları tekrarlamayıp birtakım önlemleri almayı sağlaması gibi yönleri de vardır. Belki de yine, kutsal kitaplarda çok fazla kıssa anlatılmasının ve bir hisse almamızın umulmasının nedeni de budur.
Toplumsal Katkılar
İşin bireysel olan kısmından epey detaylıca bahsetmeye çalıştıktan sonra, bireyin oluşturduğu toplumun “okuyan bireylerden” oluştuğu takdirde nasıl olacağını bir hayal edelim. Açıktır ki, bu kişilerin oluşturduğu toplumların neler yapabileceğinin farkında olanlar, ele geçirmek istedikleri toprakların kütüphanelerini yakarak o toplumun hafızasını ve neler yapabilecekleri konusunda uyanmalarının en kestirme yolu olan kitapları yok etmişlerdir. Bunu yaptıktan sonra kılıçlarla insanları öldürmenin belki de bir anlamı kalmıyordur, çünkü kitapları yok ederek zihinlerinde zuhur etme ihtimali olan tüm fikirlere çoktan kılıç çekmişlerdir. Hatta bu konuyla ilgili yine Cesur Yeni Dünya kitabında küçük çocukları bilerek gül vazolarının arasındaki kitaplarla oynattıkları bir an vardır. Çocuklar kitaplarla oynarken bir anda şiddetli bir patlama olur. Sonra bedenlerine hafif bir elektrik verilir ve tekrar gül ve kitaplara yaklaştırılırlar. Bu sefer çocuklar uzaklaşmaya çalışır ve ağlamaya başlar. Müdür bir zafer edasıyla şöyle ekler: “Kitaplara ve çiçeklere, eskiden psikologların ‘içgüdüsel’ dediği bir nefret besleyerek büyüyecekler. Hayatları boyunca kitaplardan ve botanikten uzakta, güvende olacaklar.”
Düşülmesi Muhtemel Bir Tuzak
Okumanın birçok faydasına değindikten sonra bunun gelişigüzel yapılmaması gereken bir eylem olduğunu da vurgulamakta fayda var. Yaptığımız her şey, bizim için anlam ifade eden bir bağlamda ele alınıyorsa işe yarar bir hâl alabilir. Bu nedenle, “okunması gereken 100 kitap!” tarzı listelere itibar etmeden sizin için neyin gerekli olduğuna kendiniz karar verdiğiniz bir rota belirlemek çok daha işlevsel olacaktır. Yoksa “ben bu kitapların hepsini nasıl okuyacağım, şunu okumasam da olmaz” gibi düşüncelerle, yaklaşmanız gereken bir eylemden uzaklaşmaya başlayabilirsiniz. Dahası, okumak bir amaca hizmet etmediği takdirde zihin tembelliğinin araçlarından biri de olabilir. Okuduğumuz kadar düşünmek, paylaşımda bulunmak ve hepsinin demini alması için kendimize zaman vermek önemlidir. Okumak; putlarımızdan bir diğeri değil, okumak aracılığıyla elde ettiğimiz işlevsel başka kazanımlar olduğu sürece kıymetlidir. Yani; “mecburiyetten” oldukça uzak bir eylemdir, fıtri olması “işe yaraması” için şarttır.
Yazıyı yazının başlığıyla tamamlamak gerekirse; felsefe taşı Harry Potter’dan aşina olduğumuz üzere dokunduğu her şeyi altına çevirme potansiyeli olan bir taşı ifade eder. Sanırım rastgele yapılmadığı sürece insanın her yönden tekamülüne vesile olan “okumak” eylemi tam olarak da bir felsefe taşı niteliği taşır. Tabii hangi niyet ve nazar ile okuduğumuzun da bunda etkisi vardır. Elimizdeki madenlerin kıymetini bildiğimiz ve en etkili bir biçimde değerlendirebildiğimiz günlere.
Okuduğunuz için teşekkürler!
KAYNAKÇA:
- Unat, Yavuz, Hüseyin Gazi Topdemir, Bilim Tarihi, 2008
- Schopenhauer, Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, 2007
- https://www.takingcharge.csh.umn.edu/reading-stress-relief
- Reading ‘can help reduce stress’
- Why Reading is Good for Mental Health – NAMI California
- Novel Finding: Reading Literary Fiction Improves Empathy | Scientific American
- Sinanoğlu, Oktay, Bye Bye Türkçe, 2000
- Albert Einstein, The Saturday Evening Post, 1929
- Canan, Sinan, Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler, s. 15-43, 2015
İlk Yayın: Mayıs, 2024 – AçıkBeyin
