Okuma eyleminin öneminden ve kişinin hayatında bir felsefe taşı işlevi görebileceğinden bu konuyla ilgili bir önceki yazımızda epeyce bahsettik. Fakat bazen bir şeyin bizim için ne kadar faydalı olduğunu bilsek de eyleme geçmekte zorlanırız ve bunun üzerine düşünüldüğü zaman, altında yatan sebebin çok insani ve herkesin yaşamakta olduğu birkaç sorun ile bağlantılı olduğunu görebiliriz.
Devamlılık sağlayamıyorum! Diyenler için
Yaptığımız her şey, bizim için anlam ifade eden bir bağlamda ele alınıyorsa işe yarar bir hâl alabilir. Bir sorunuz, merakınız, sizi okumaya teşvik eden güçlü bir motivasyonunuz varsa bu konuda devamlılık sağlayabilirsiniz. Bununla birlikte, diğer yazılarımızda da çokça değinmeye çalıştığımız üzere mükemmeliyetçilik, odaklanma problemi, erteleme davranışı gibi faktörler okuma alışkanlığı konusunda da sizi geriye çekiyor olabilir. Kitap okumayı alışkanlık haline getirebilmek; erteleme döngüsünü kırmak, iradeyi kuvvetlendirmek ve mükemmeli aramaktan vazgeçmek ile doğru orantılıdır. Örneğin “50 sayfa okuyamıyorsam hiç okumayayım daha iyi” gibi bir düşünce, “yap hep ya hiç” şeklinde bir düşünce tarzıdır, ki bu düşüncenin insana fayda sağladığı görülmemiştir. Bir şeyi tamamen yapamıyor olmanın, o şeyi tamamen terk etmenize bir sebep olamayacağını fark etmek sizi bu çıkmazdan kurtarabilir. Bir öneri olarak, her gün 20 sayfa okuyarak bir yılda kaç kitap bitireceğinizi evdeki kitaplarınızın sayfalarıyla hesaplamanızı tavsiye ediyorum. 20 sayfanın 1 yılda bu denli çok kitap etmesine siz de çok şaşıracaksınız!
Zihinde Susmayan Sesler, Gelen Uykular ve Ayrılmayan Vakitler
Odaklanma problemi, hepinizin malumu olacak ki artık bir virüs gibi herkesin zihninde. Bu hem kitap okumaya engel bir durum hem de istikrarlı davranıldığı takdirde kitap okuyarak çözülebilecek bir sorun. Muhtemelen kitap okurken odaklanmasından şikayetçi biri bunu hayatının başka alanlarında da yaşıyordur. Çözümü için ekran sürenizi azaltmak, farkındalıklı bir bilinç boyutuna geçmek yapılabileceklerden birkaçıdır. Okurken uykusu gelenlerin ve vakti olmayanların(!) da aynı şekilde gün içindeki tempolarına ve ilgilendikleri şeylere şöyle bir bakması faydalı olabilir. Hatta İFA’nın 5 maddesinden aşina olduğumuz üzere beslenme alışkanlıklarındaki fazla şeker vb. gıdaların tüketimi ve hareketsiz bir yaşam da kitap okuma konusundaki devamlılığınızı etkiliyor olabilir. Mümkündür ki dikkat dağınıklığında olduğu gibi bu iki faktör de hayatınızın başka alanlarını olumsuz yönde etkiliyordur. Bugün ne ile ilgilenmeyi seçiyorsanız, yarınınızın da o şeyden ibaret olacağını unutmayın. Bu yüzden kendinizle ilgilenmek ve bu sorunları çözmek için hayatınızda bir olağanüstü hal ilan etmeniz sizin ve yaşadığınız toplumun geleceği için çok önemli! Yoksa Cesur Yeni Dünyayı Aldous Huxley’in tahmin ettiğinden daha erken bir zamanda yaşamaya başlamamız muhtemel…
Okuduklarımı Hatırlamıyorum! Diyenler için
Elbette ki kitapları hatırlamak için okumuyoruz ama yine de okumanın sayılı can sıkıcı yönlerinden biri de çok beğendiğimiz hatta “en sevdiğim kitap” dediğimiz kitapları dahi hatırlamamaktır. Fakat bu o kadar da iç karartıcı bir durum değildir çünkü okuduğunuz kitaplar o günlerde yeni nöral bağlantılar kurmanızı sağlamış ve düşüncelerinizi şekillendirerek sizi farklı bir noktada dönüştürmüştür. Bir insanın okuduğu her şeyi muhafaza etmesini istemek, yediği her şeyi midesinin muhafaza etmesini istemekten farksızdır. Yediği şey onu bedenen, okuduğu şeyde zihnen beslenmiştir ve o bunlarla ne ise o olmuştur. Nasıl ki beden kendisiyle türdeş olanı hazmederse, bir insan da kendisini ilgilendiren-dikkatini çeken şeyi muhafaza edecektir; bir başka deyişle kendi düşünce sistemiyle örtüşen yahut amaçlarına denk gelen şeyi bünyesine alacaktır (Schopenhauer, 2007). Bu yönüyle kitap okumak bir çiçeği sulamak gibidir. Suyu bir anda dökmezsiniz, zaman içerisinde azar azar dökerek çiçeğin gelişimini sağlarsınız. Sanırım kitapların da insan üzerinde böyle bir etkisi vardır. Bu nedenle, hatırlamadığınız bilgiler için okuduklarınızın “boşa gittiğini” düşünmeniz doğru bir yaklaşım olmayabilir. Bununla birlikte, okuduklarını hatırlamama noktasında şikayetçi olanlar için; not almak, hatta not alma konusunda da bir metot geliştirmek önemli olabilir. Bunu yapmanın en iyi yolu kendi öğrenme şeklinizi tanıyor olmak ve o doğrultuda bir sistem kurmak olacaktır. Atalarımızın da dediği gibi, söz uçar yazı kalır.
Roman ve Kurguların Hayatımızdaki Yeri: Gereksiz mi?
Hayal gücünden ve Cesur Yeni Dünya’dan bahsettikten sonra bu soru umuyorum ki artık akıllarda kalmamıştır. Artık nereye baksak popüler yayınları, kişisel gelişim kitaplarını görüyoruz. Fakat Tolstoy’dan kişinin kendiyle verdiği savaşı, Proust’tan sinirbilimin temellerini, Saramago’dan insanın esfeli safilini, Oğuz Atay’dan yalnızlığı ve Orwell gibi kişilerden yaşamamız muhtemel olan distopyayı okumanın en az diğer tür kitaplar kadar insanı kişisel olarak geliştireceği tartışmaya kapalı bir konudur. Edebiyatın, kişiyi kendi içinde temas etmekten kaçındığı yerlere yolculuğa çıkarmak gibi bir işlevi vardır. Eğer hikayeler bir şeyleri anlamanın ve öğrenmenin bu kadar güçlü bir aracı olmasaydı, Yaratan bize bir şeyler anlatmak için farklı bir yol tercih ederdi.
Kaynak: Schopenhauer, Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, 2007.
