Neo’nun Ödemesi Gereken Bedel: Konfor Alanının Dışına Çıkarken Karşılaşacağın Zorluklar

Bazı konularda kendimiz için daha iyi olanı bilsek de o şeyi tercih etmekte zorlanırız ve kolay olanı, konforlu olanı tercih ederiz. Ya zor geldiğinden ya toplumsal baskıdan kaçtığımızdan ya da yeterince cesareti bulamadığımızdan. Konfor alanını zihinsel ve fiziksel boyutlarda terk etmemek bir eksiklik değildir çünkü “faydalı konfor alanlarına” da çoğu zaman ihtiyaç duyarız fakat “olmaktan” ötürü rahatsızlık duyduğumuz bir benliğin dışına çıkmak da kimilerimiz için ihtiyaç duyulan bir olgudur. Bu noktada, kendimiz için zor ve yabancı olsa da daha iyi olduğuna inandığımız şeyi seçmek içsel bir motivasyonla, bu içsel motivasyon da biraz bilinçlenebilmekle yakından ilişkili olabilir. Bu bilinçli olma haline giden yolun da birtakım süzgeçlerden geçirilmiş bilgiden geçtiğini varsayarsak, konfor alanımızı terk ederken ne gibi sorunlarla karşılaşabileceğimizin bilgisi üzerine tezekkür etmek “bilince” giden yolu ve konfor alanının dışına çıkmayı besleyen içsel motivasyonu elde etmeyi kolaylaştıracaktır.

Çevresel Baskı

Yazı boyunca hatırlatmamak için ilk olarak söyleyip yazı boyunca hatırda tutulmasını istediğim bir şey var ki; her neyden ötürü konfor alanının dışına çıkmakta zorluk çekiyorsanız ve bu durum rahatsızlık verdiğinden ötürü bu satırları okumaktaysanız, her fikir herkes için işlevsel olamayacağından ötürü buradan ilhamla kendi çözüm yollarınızı geliştirmek ve burada yazanları kişiselleştirmek faydalı olacaktır. Bu noktada biraz daha yumuşak bir giriş yapmak adına kuvvet ihtimal herkesin mikro düzeyde bile olsa muzdarip olduğu bir sorun olan çevresel baskıdan bahsetmek isterim. Düşünün ki kendinize çok inandığınız, belki elinizde pek bir veri olmasa da sezgilerinizin size “yap” dediği bir isteğiniz var. Çoğu zaman bu gibi rasyonel bir zemine oturtamadığınız istekleriniz paylaştığınız kişilere cesurca değil delice gelecektir. Bu noktada insanlar ne derse desin sizin için en doğrusu olduğuna inandığınız ve “kendinizce” açıklamasını yapabildiğiniz istekleriniz epey bir balta izine maruz kalabilir ve sizin için iyi olanı başkalarının daha iyi bilmesi gibi esas delice olan fikirlere kapılabilirsiniz. Bu noktada düşülmesi muhtemel bir tuzağı hatırlatmakta fayda var. Buraya kadar aktarılanlar, kendinize sürekli en doğrusunu bildiğinize inandığınız ve istişareden yoksun bir dünya inşa etmek için değil; yürekten inandığınız şeyler için yola çıktığınızda çevrenizden duyduklarınızı her zaman “iyiliğiniz için” sanmamak ve kendinize en baştaki kararlılığınızı hatırlatmak içindir. Bu notu da düştükten sonra eğer ki gündeminizde kararsız kaldığınız ve adım atamamaktan ötürü rahatsızlık duyduğunuz bir durum varsa, bu fikirlerin hepsini en başta bahsettiğimiz gibi kişiselleştirip birtakım adımları atabilmek için cesarete mi yoksa esaretten kurtulmaya mı ihtiyacınız olduğunun kararını verebilirsiniz.

Yalnızlaşmak

Belki de şu anda adından iftiharla bahsettiğimiz birçok insanın hayat hikayesinde bir yeri olan ve bir şekilde o iftiharı da büyük oranda besleyen yalnızlaşma hali, konfor alanını terk eden insanların da karşılaşabileceği türden bir durumdur. Bu ikisinin ilişkisine kısaca değinecek olursak, konfor alanı terimine biraz daha alışılmışın dışında bir anlam yüklemek bakış açımızı genişletecektir. Konfor alanını terk etmek yalnızca düzenli yürüyüş yapmak isteyen, her gün kitap okumaya çalışan birini ilgilendiren bir kavram olmanın ötesinde aslında koca bir “hayır” demenin temelinde yatan kapsayıcı bir davranıştır. Size iyi gelmeyen bir ilişkiyi nihayet bitirebilmek, iş yerindeki zorbalığa dur diyebilmek, uzun süreli arkadaşlıklarınıza vaktinizden çaldığını hissettiğinizde mesafe koymak, sosyal medyaya ara verme niyetinizi gerçekleştirebilmek, alışkanlıklarınızı yenileriyle değiştirmek, aklınıza gelen bir fikri hayata geçirme noktasında insanlar tarafından delice görünebilecek adımlar atmak… Bu ve benzeri her şey aslında mevcut olan konforun dışına çıkmak, bilinmezliğe adım atmak ve korkulara rağmen cesaret etmekle yakından ilişkilidir ve aslında şu anda dünyada konforumuzu oluşturan şeylerin dışına çıkmaktır.

Sosyal medyaya ara verme ve arkadaşla mesafe örneğinden yola çıkacak olursak, bir tanesi “fomo” diye adlandırdığımız bir şeyleri kaçırmaktan ötürü endişe duydurtacak kadar zorunda hissettiğimiz, diğeri de yalnız kalmamıza 1 dakika bile izin vermeyen ve kimsenin de kendine tahammül edemediği bir dünyada tüm bu fikir kalabalığına hayır demekle ilgilidir. Yani aslında kişi, günümüzde daha konforlu olan şeylerin dışına çıkarak herkesin aynılaşmaya başladığı bir çağda bir nevi kendini realize etmek gibi bir yola girer. Bu gibi nedenlerden ötürü, konfor alanının dışına çıkan kişi daha kapsayıcı bir perspektiften baktığımızda belki sürüden fikren veya fiziken ayrılacağından ötürü marjinalize olmaktan dolayı yalnızlaşabilir.

Bu noktada, islam öğretisinde inzivaya çekilmeyi yani bir nevi yalnızlaşmayı temsil eden itikafın “ibadet” sayılacak kadar önemsendiğini, nice peygamberlerin “hiralarını”, bilim insanları ve felsefecilerin türlü savaş ve salgınlar dolayısıyla kendi kabuklarına çekilmeye mecbur kalmaları ve yakın zamanda pandemi gibi global bir süreçten geçmiş olmamızın bazı yolların kaderiyle ilgili bizlere bir şeyler anlatabiliyor olacağından da bahsedebiliriz.

“Konforun Dışına Çıkmaya” Nörobilimsel Bakış

Bir şekilde listenin epey uzayacağı bir konu olduğundan ötürü bu konuyla ilgili zorlandığımız noktada içimize sular serpebilecek nokta atışı bir konu olan alışkanlıkları değiştirme konusuna yakından bakmak isterim. Elbette ki hangi tür konforun dışına çıkmaya çalışırsanız çalışın eser miktarda bile olsa alışkanlıkların değişmesi durumundan bahsetmek mümkün. Hele ki biraz daha büyük çaplı bir “dışa çıkıştan” bahsediyorsak alışkanlıkları değiştirmek mesai harcanması gereken bir durum olarak karşımıza çıkacaktır. Bu noktada bir uzmanla çalışmak gibi daha garantili adımlar atılabilmekle birlikte beynimizin mekanizmasıyla ilgili bazı bilgilere sahip olmak da önemli.

Gündeminizde ister alışkanlık değiştirmek isterse de konfor alanının dışına çıkmak olsun, ikisinde de zihnimizin yabancı olduğu ve “yeni bir şeyler oluyor?!” diyeceği bir durum söz konusudur. Bu noktada beynimizin biz sınırları aşalım, konforu terk edelim diye değil; tabiatta hayatta kalabilelim ve güvenli alan neresi ise orada olmaya devam edelim diye yapılandığı notunu da düşebiliriz. Dolayısıyla konforun dışına çıkmak, alışkanlık değiştirmek gibi kararlarda beynimizde bunun aksi bir mekanizma işlediğini bilmek, konforun dışına çıkarken çok zorlandığınız noktada rahatlatıcı olacaktır ve yeterince ısrarcı olduğunuz takdirde beyin bağlantılarınız yeniden kurulacaktır. 

Değişim, bunun nasıl olacağını anlamak veya bilmek değil, beyin bağlantılarınızın yeniden kurulmasını sağlayacak kadar ısrarcı olmakla ilgilidir. Bu nedenle eğer gerçekten dışına çıkmak istediğiniz bir konfor, değiştirmek istediğiniz bir düşünce ya da alışkanlığınız varsa, bu değişimi yaşayabilmek için uğruna her gün amacınıza hizmet eden bir şeyler yapmak kritik bir yere sahiptir. Bununla birlikte, konforu bozmamak ve bizi hayatta tutmak için çalışan beynimizin aynı zamanda neyi tekrar edersek ona dönüşebilmemizi sağlayan, değişikliğe adapte olabilme özelliğini ifade eden plastisite gibi şahane bir özelliği olduğunu da hatırlamakta fayda olacaktır.

Konuyu Muhammed İkbal’e atfedilen kömürle elmas arasındaki veciz hikayeyle bitirecek olursak; “Kömür elmasa demiş; Ey parıltı vadisinin sultanı, neyimiz varsa aynıdır. Özümüz birdir. Ama ben karanlık yüzlüyüm, madenlerdeyim, ezilip ateşe veriliyorum. Seninse yüzünden parıltılar güzellikler fışkırıyor. Bakan bir daha bakıyor ışıltına. Nedir farkımız? Nedir seni benden üstün yapan? Bunun üzerine elmas şöyle der: Ben yıllarca karanlıklara, acılara, çilelere sabrettim. Metanetle bekledim, gün yüzü görmedim. Güneşin yüzüne hasret diplerde senelerce basınçlar, sıcaklıklar, ateşler altında yandım. İşte budur parıltımın sebebi. Sen ise toprağın üzerinde hiç acı çekmeden oluştun. Elmas olmak istiyorsan şayet, acıyla piş ve sabret.”

Tıpkı Neo ve Elmas gibi, kendi gerçekliğimizle tanış olmak ve içimizdeki potansiyeli açığa çıkarmak için göze alabildiğimiz nice dönüştürücü kararlara!

İlk Yayın: Mart, 2024 – AçıkBeyin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pioner Ajans tarafından tasarlandı.